Buradasınız : Ana Sayfa //Sağlık//Deniz seviyesinde mi yoksa dağa çıktığımızda mı daha çok oksijen alırız?

Deniz seviyesinde mi yoksa dağa çıktığımızda mı daha çok oksijen alırız?

Deniz seviyesinde mi? Yüksekte mi? daha çok oksijen alırız?

Deniz seviyesindeki atmosfer basıncı yaylalara ve giderek dağlara çıktıkça azalır. Dolayısıyla aynı hacimde ki havadaki oksijen miktarı azalır. Bir solukta aldığımız oksijen deniz seviyesiyle  bir dağa çıktığımızda aynı değil ve bir solukta alınan havada oksijen azalır. Vücut buna uyum sağlamak için ve yeterli oksijen alabilmek için daha sık solumaya başlar. Bu çaba havadaki oksijen azlığını ancak bir ölçüde telafi edebilir. Ancak yükseklik arttıkça hızlanan soluk alıp verme, oksijen miktarını normal düzeyde tutmak için yeterli olmaz.  Üstelik, fazla mesai yapan solunum kasları daha fazla enerji harcadığından vücudun oksijen ihtiyacı artar.  Önlem olarak kalp daha fazla çalışarak dokuların oksijen açlığını gidermeye çalışır.

Deniz seviyesinde mi yoksa dağa çıktığımızda mı daha çok oksijen

Deniz seviyesinde mi yoksa dağa çıktığımızda mı daha çok oksijen

Vücut az oksijenle yetinmek istemez
Akciğerlerdeki hava keseciklerinin incecik duvarlarından süzülüp kılcal damarlara geçen oksijen, kanda kendi başına dolaşamaz. Alyuvarların içindeki hemoglobin maddesi oksijenin elinden tutup dokulara kadar götürür, ihtiyacı olan hücrenin kapısında bırakır. Hemoglobinin birçok eli vardır. Normal koşullarda, sağlıklı bir insanın kanındaki hemoglobinlerin tüm elleri ya da tüme yakını oksijenle doludur. Oksijen doygunluğu denilen bu durum birkaç damla kanda ölçülebileceği gibi parmak ucuna takılan özel bir aletin ekranında da görülebilir.  Deniz seviyesinde kandaki hemoglobinler tıka basa oksijenle dolu olduğu için, kanın oksijen doygunluk yüzdesi 98 ile 100 arasındadır. Birkaç saat içinde yükseklere çıkan insanlarda oksijen doygunluk oranı düşer. Örneğin, deniz kenarında yaşamaya alışmış biri, kısa sürede 4 bin metre yükseğe çıkarsa kandaki oksijen doygunluğu yüzde 80’e kadar düşebilir. Bu durumu düzeltmek için vücut hemen harekete geçer. Alyuvarlardaki hemoglobinler mümkün olduğu kadar fazla oksijen taşımak için gayretlerini artırır.
Akciğerlerdeki damarlar gerekli yerlerde büzüşerek solunan havadan azami yarar sağlamaya çalışır. Sol karıncığa gelen kandaki oksijen doygunluğunun düşük olduğunu gören kalp, daha fazla kan atıp bu yetersizliği telafi edeyim diye dakikadaki kalp atım sayısını artırır, hızlı çarpmaya başlar. Ama, bu önlemler kalbin kendi oksijen ihtiyacını da artırır. Eğer kalbi besleyen damarlarda darlık varsa kalp kasının artan kan ihtiyacı karşılanamaz. Zaten oksijeni azalmış olan kanın bile yeterince ulaşamadığı kalp hücreleri alarm vermeye başlar. Göğüs ağrısı ve şiddetlenen nefes darlığı hastayı zora sokar.

Yükseklerdeki tehlikeye dikkat!

Tırmanılan yükseklik arttıkça kalp atımlarında düzensizlik ortaya çıkabilir. Bir araştırmada, deniz seviyesinde yaşayan orta yaşlı insanlar, kısa sürede 1400 metreye çıkınca, erken vuru (ekstrasistol) sıklığının iki kat arttığı, 2500 metreyi geçince düzensiz vuruların 6 -7 kat fazlalaştığı görüldü.  Akciğerlerde ve kalpteki değişikliklerin yanı sıra, kana daha fazla adrenalin salınır. Bu önlem kısa dönemde yardımcı olur ama, kriz uzadıkça yarardan çok zararlı olmaya başlar. Yüksek irtifaya çıkmanın ilk saatlerinde vücut hızla su kaybeder. Eğer zamanında ve yeteri kadar sıvı alınmazsa zaten ağır koşullarda çalışan kalp ve akciğerlerin işi daha da zorlaşır. Hızla çok yükseklere tırmanıldığında, kalbi sapasağlam olanlarda bile, akciğer ödemi denilen çok tehlikeli bir tablo oluşabilir. Bu duruma düşen dağcının hayatı ancak dağdan aşağı indirilirse kurtulur.

 

Benzer Yazılarımız:

Ağız Kokusunu Önlemenin Yolları
Karaciğere Faydalı Besinler
Mümkünse Keçi Sütü İçin
ALS Hastalığı Nedir?
Kadınların Mutlaka Yaptırmaları Gereken Testler?
Soğuk Duş Almak faydalı mı?

Etiketler: , , , , , , , , ,

Copyright © 2011 Uzun Lafın Kısası Yaşamın Tam Ortası | Kareay.com. Tüm hakları saklıdır.
Sitemap