Buradasınız : Ana Sayfa //Şairler//Mehmet Akif Ersoy’un Ölüm Yıldönümü

Mehmet Akif Ersoy’un Ölüm Yıldönümü

Ben Ezelden Beridir Hür Yaşadım, Hür Yaşarım

Türkiye Cumhuriyeti‘nin ulusal marşı olan İstiklâl Marşı‘nın yazan, günlük konuşma dilini şiirle kaynaştıran,  “Vatan Şairi” ve “Milli Şair” unvanları ile anılan, Kurtuluş Savaşı sırasında 1.TBMM‘de millet vekilliği yapan, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur’an mütercimi, yüzücü ve marşı okunurken dünyayı ayağa kaldıran Cumhuriyet Dönemi şairidir.

Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul’un Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde dünyaya gözlerini açtı. Asıl adı Mehmet Ragif’tir (Rağıyf). Medrese hocası olan babası ,Ragif ismini doğumunda ebced hesabıyla hicri 1290 rakamına karşılık gelmesinden ötürü koymuştur, ancak Ragif  ismi anlaşılamadığı için çevresi “Akif” diye çağırmıştır. Babası Arnavut, annesi ise Özbek asıllı Türk’tür.

Mehmet Akif Ersoy,  şiir yazmaya Baytar Mektebi‘nde öğrenci olduğu yıllarda başladı. Yayımlanan ilk şiiri Kur’an’a Hitap başlığını taşır. 1908’den itibaren aruz ölçüsü kullanarak manzum hikâyeler yazdı. Hikâyelerinde halkın dert ve sıkıntılarını anlattı. Balkan Savaşı yıllarından itibaren destansı şiirler yazmaya başladı. İlk büyük destanı, “Çanakkale Şehitleri‘ne“ başlıklı şiiridir. İkinci büyük destanı ise Bursa’nın işgali üzerine yazdığı “Bülbül“ adlı şiiridir. Üçüncü olarak da İstiklâl Marşı’nı yazarak İstiklâl Savaşı’nı anlatmıştır. “Sanat sanat içindir” görüşüne karşı çıkan Mehmet Âkif, dinî yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemişti. Edebiyat dili olarak Millî Edebiyat akımına karşı çıktı ve edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.

Büyük şairimiz Mehmet Akif ERSOY 27.12.1936 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Kendisini rahmetle anıyoruz. Nur içinde yatsın.

Mehmet Akif Ersoy

Mehmet Akif Ersoy – Bülbül

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım:
Nihayet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden çıkmak isterken sular zaten kararmıştı;
Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.

Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl…
Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.

Muhitin hali “insaniyet”in timsalidir sandım;
Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!

Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryad.

O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
Ki vadiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.

Ne muhrik nağmeler, ya Rab, ne mevcamevc demlerdi:
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güya Sur-ı mahşerdi!

-Eşin var âşiyanın var, baharın var ki beklerdin.
Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?

O zümrüt tahta kondun, bir semavi saltanat kurdun,
Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun!

Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin hânumânın şen, için şen, kâinatın şen!

Hazansız bir zemin isterse, şayet ruh-ı serbâzın,
Ufuklar, bu’d-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervâzın.

Değil bir kayda, sığmazsın kanatlandın mı eb’ada
Hayatın en muhayyel gayedir âhrara dünyada.

Neden öyleyse matemlerle eyyâmın perişandır,
Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşandır?

Hayır matem senin hakkın değil, matem benim hakkım;
Asırlar var ki aydınlık nedir hiç bilmez afakım.

Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda
Bugün bir hanumansız serseriyim öz diyarımda.

Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Seraba Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

Hayalimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
Salahaddin-i Eyyubi’lerin, Fatih’lerin yurdu.

Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman’ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!

Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâb olsun;
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!

Çökük bir kubbe kalsın ma’bedinden Yıldırım Hân’ın;
Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri Orhan’ın!

Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me’vâsız kalan dindaş!

Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!

Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâ-mahrem…
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=oF120rBk4hY[/youtube]

Benzer Yazılarımız:

Ceyhun Yılmaz Kırmızı Hırka
Başımla Gönlüm Celal Sahir Erozan
En Güzel Deniz Şiiri Nazım Hikmet Ran
Çaresizlik Şiiri Ümit Yaşar Oğuzcan
HER ŞEY SENDE GİZLİ CAN YÜCEL ŞİİRİ
Özdemir ASAF Öğüt Şiiri

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Copyright © 2011 Uzun Lafın Kısası Yaşamın Tam Ortası | Kareay.com. Tüm hakları saklıdır.
Sitemap